6.12.2017

Bir mutluluk biyografisi.

Yazmak bana biriyle dertleşmeyi anımsatıyor. Çoğu kez kederli şeylerden söz etsem de bu defa biraz güzel şeylerden söz edeyim istiyorum.

Evlendim (:
Bu eylem pek güzel olmayabilir ama sevdiğinizle gerçekleşince harikulade bir hal alıyor. Yegane amacın mutluluk oluyor ve daha önce bahsettiğim o insanı kederlendirmek isteyen her şeyden alelacele uzaklaşıyor insan.

Bir bahçe düşleyin. İçinde güllerin açtığı, dallarının meyvelerle dolu olduğu ağaçları, koca bir çardağın içinde soluklanabiliyor olmayı düşünün.. Gördüğünüz her kediyi sevdiğinizi ve 5 kedinin doluştuğu, sana sırnaştığı bir bahçe.
Bir ev düşünün içinde ve duvarına çakılan çiviye kadar herşeyini çok sevdiğiniz bir ev. Şimdi tüm bunları sevdiyseniz bir de içinde yaşayan iki kedi ve bir çifti düşünün. Tanrı bana bu dünyada içinde sevdiğim adamın olduğu bir cennet bahşetti.
Çok cicim aylı dönemlerimden bir yazı olsun bu da. Şu tatlı anılarımı dillendirmemem konusunda çok tembihlendimse de, paylaşmayı, mutluluğumu lanse etmeyi çok seviyorum.
Nazar denen şey sadece kötü enerjiden ibaret. Ben etrafımda kötü enerjisi olan insanların neredeyse hiç olmadığını düşünüyorum. Varsa bile iyi enerjisiyle dolup taştığım insanların beni koruduğuna inanıyorum.
Belki de kötü ya da iyi enerjiyi biz ne kadar yansıtırsak o kadar alıyoruzdur. Kim bilir?
-

On ikiden vuruyor

Tüm hayallerinizin gerçekleştiğini varsaydığınız evrede sırtınızdan mı yüzünüzden mi vurulduğunuzun belli olmadığı o donuk dönemleri hepiniz yaşamıştır. Tam onikiden vuruyor hayat o zaman size. Hiç beklemezken, çok nahoş bir anda geliyor o tokat. Önce okey diyorsun olabilitesi var. İnsanlar üzülebilir, kederler bizim için. İnsan kendini dizginleyebilmeli değil mi? Böyle yavaş yavaş dizginlerken kendini ardı arkası gelmiyor tokatların. Böyle yavaş yavaş yıpranman gerek keza.. Çünkü birileri "huzur verme, rahat ettirme" kelimesini aşılıyor insanlara. Çünkü toplumun şöyle bir yanılgısı var; iyilik yaptığında kullanılacaksın, yaftalanacak ve kötülük göreceksin. Tüm bunlar insan doğasında mı var yoksa kötü tecrübeler edinmiş bir insan safsatası mı? Neden birine kötü davranma iç güdümüz mevcut. İnsansı egolarımız mı yaptırıyor bunu bize?

29.01.2017

-hayatıma giren herkese

Çok uzun zaman oldu be yazmayalı. Neler oldu, neler bitti. Hayat çok adaletli ve acımasız. Her yaşımda bir şey daha öğreniyor olmak muazzam bir his. Yaşattıklarımız, yaşayacaklarımızın adeta güvencesi gibi. Birilerine ettiğim "ah"lar tuttu demek içimi hoş etmiyor. Yenilerine "ah" ettim onlara da bunlar olsun mu? Olmasın mı? Diye düşünüyor oldum. Fakat bu ah'lar tabiri caiz ise beddualar tutunca mutlu olmadığımı anladım. Umarım yaşattıklarını fazlaca yaşayanlar ve "yaşayacaklar" üstüme atmaz kederlerini. Umarım "ona yaptıklarım için bunları yaşadım" demezler. Keza öyle olduğunu bilmeme rağmen haz almıyor aksine kederleniyorum. İnsanların mutsuzluklarına sebep olanlar nasıl hissettiler bi kaç yıl önce bilmiyorum fakat ben kesinlikle ama kesinlikle sevinmiyor dediğim gibi aksine üzülüyorum. Ve bedduama dahil olmuş diğer insanlara da şimdiden üzülüyorum. Çünkü anladım ki aslında konu ben değilim. Konu yapılan haksızlık, bir insanı üzmek ve o üzüntüden nemalanmak. Af dilensin, öyle barışırım dediğim zamanlara da gülüyorum. Artık kimsenin benden özür dilemesini, bana yakınlaşıp hiçbir şey olmamış gibi davranmasını istemiyorum. Hiçbir şey istemiyorum onlardan. İyiliklerini, kötülüklerini, dostluk ve düşmanlıklarını; hiçbir şeylerini istemiyorum. Herkes yaşattıklarını yaşayacak diye üzülüp geçiyorum sadece.
Güzel şeyler de oldu tabii hayatımda. Hayatımda ilk kez bir erkeğin bana emek harcaması, herşeyim olmasını yaşadım. Nişanlandım ve tarif edemediğim kadar huzurluyum. Hayatımın geri kalanı için doğru kararlar verdiğimi düşünerek ilerlediğim bu yolda herşeyi içime sinerek, huzur ve mutlulukla yapıyorum. Bu yolda da taşlar çıkıyor önüme elbet ama eski acemiliklerim gibi fevrileşmiyor sakince yoluma devam ediyorum. Annemin ölümünün beni olgunlaştırdığını düşündüm bi ara. Herkes bu yönde hem fikir olsa da fikrim değişti bir süre sonra. Friedrich nietzsche'nin de dediği gibi "acı insanı güçlendirir" yani olgunlaştırır. Ve yukarıda eskiden kızdığım, bana kötülük eden insanlara olan ahlarım vs. bunların hepsi birer saçmalıktı diyip geçiyorum. Çünkü onlar olmasalardı bu kadar güçlü olamayacaktım, olgunlaşamayacak gerçekten sevgiye emeğe bu kadar emek veren biri olmayacaktım. Hayatıma kötü mânâda etkisi olan herkese sonsuz teşekkür etmek için geldim bugün buraya.
Herkese sevgiler,

21.08.2015

-kolonya; anne sırtı kokusudur.

Anneniz henüz gençken sular taşımışsınızdır annenizle. Yaşlanınca yorulmasın diye sepetle kilo kilo patates, domates çekmişsinizdir 4. katlara. Öldüğü gün dahi evi temizlerken; 'sen silme ben silerim' demişsinizdir yerleri süpürmeyle uğraşırken siz. Çorba pişirirken odadaki bardakları toplayıp makineye dizmişsinizdir annenizin sırtını seyrederken. Yerde yatmayı seven babanızın her gün yatağını indirip kaldırmışsınızdır anneniz yaşlandığı için. Sırf biraz daha dua etsin diye, bir de güldürmek için sırtını keselemişsinizdir her 'gel' dediğinde koşarak banyoya girip. Sırtında ki ufacık delikten iltihap çıkartırken' kolonya getir güzel koksun' dediği için, kolonya kokusunu annenizin sırtına benzetmişsinizdir. İş yaparken her beş dakikada bir pc başına geçip annenizi çıldırtmışsınızdır. Çok geziyorsunuz diye laf yemiş, 'babanla kavga etme o bizim kıymetlimiz' dediği için öğütlerini dinlemeye çalışmışsınızdır. Hayatla ilgili bir çok ders vermeye çalışmış, bazen küsmüş bi öpücükle barışmış, bazen darılıp ablanıza abinize şikayet etmiştir. Parfüm hediye edince yanakları kızaran anneye belki siz de sahiptiniz. Küçücük bi tava, bi fincan seti alınca yanaklarınızdan sadelikle öpmüş olabilir anneniz sizi de. Abartısız her gece üstünüzü örtmeye gelmiştir yaz kış demeden ve 'Ayaklardan hasta olur insan' diyip hep çorap uzatmıştır kesin. Ölünce size 'annen gerçekten ölmüş' diyip sarılan babanıza siz de inanmamışsınızdır, onu asla morgda görmek istememişsinizdir ve 'senden başkası asla olmayacak' diyen babanıza siz de inanmış olabilirsiniz. Mezarı başında en son birlikte dinlediğiniz şarkıyı söylemiş de olabilirsiniz, pek iyi etmişsiniz. 'Annelik çok güzel şeymiş' dedirten bir anneniz, 'annem çok güzel' diyeceğiniz biz anneniz var sizin de bilirim.
Benim de öyle.

1.01.2015

Bir deney parçası

Bir hamle beni diriltip gömüyor. Bir hamle varki beni nirvanaya ulaştırıp sonra yerin dibine sokuyor. Kadavra gibi hissediyorum kendimi. Sürekli gülen, enerjisi bitmeyen bir kız iken bazen insanlar hamleleriyle beni öldürüyor, sonra diriltiyor, öldürüyor ve diriltiyor. Bir sirkülasyon söz konusu. Ölmek ve dirilmek bir kısır döngüye ulaşıyor. Kendi hamlelerim sabırsızlanıyor. Oysa iyiliğe dair herşeye aşık olanım ben. Gülmek en nitelikli ilkelerimden. Peki neden parçalara bölünebilir bir kadavraya dönüştürülüyorum? Sonsuza dek gülebilecekken ben kadavra ediliyorum. Keşke sadece öldürülsem. Ben Tanrıya inanıyorum. Kadavraya dönüştürülmek bu yüzden eğreti geliyor olabilir. Yoksa ölümü kabul etmek çok yormuyor insanı. Neyse boynum tutuk. Hava -1 derece. Sevgi dolu bir araçla eve bırakıldım bu gece.  

16.09.2014

Hıçkırıklarla öpmek

Babama seni soruyorum
Bak geliyor diye ileriyi işaret ediyor.
Nerdeyiz bilmiyorum, başımıza açılmış bir şemsiyeyleyiz.
Gözlerimi kocaman açıp yola dikiyorum.
Sen salınarak geliyorsun,
Genceciksin..
Yanında hiç tanımadığım bir kadın
Gülerek geliyorsun.
Sohbetler edip geliyorsun..
Yaklaşıyorum sana, bir adım daha.
Ah kavuşuyor hissi..
Hıçkırıklara boğuluyorum.
Yanağına dokundururken dudağımı, hıçkırıklara boğuluyorum
Çillerine kavuştuğunda dudaklarım, hıçkırıklarla ağlıyorum.
Bir şeyler mırıldanırken deli gibi ağlıyorum.
Uyanıyorum.
Anne diye sayıklayıp son bir kere hıçkırarak ağlıyorum.
Ve asla hasret gideriyorum diyemiyorum.

2.06.2014

Evrene

Bir reenkarnasyona ihtiyacım var. Ölüm olmalı ucunda. Gözlerimi kapadığımda vardığım o dinginliğe ulaşmanın bir yolu olmalı. Bunun ölüm olduğunu düşünecek kadar yitik beynim. Kimseye herhangi bir şey kanıtlama derdinde değilken insanların kendimi kanıtlama derdinde olduğumu söylediklerini duyup anlamayacak kadar beynim. Birinin Senden nefret ediyorum söylemini umursamayacak kadar yitik beynim. Sizden nefret ediyorum diyemeyecek kadar dilsiz ve umursamazım. Hakaret edecek kadar da aciz değilim üstelik. İşte bu yüzden eleştiri yeteneğimi yitirmemiş olamama seviniyorum ama akabinde oluşan reaksiyonu umursamayacak kadar da yoksunum. Ya da o kadar çok varım. insanların buna çıldırmalarına gülecek kadar varım. Garezsiz, egosuz, kendini beğenmişliği bir kenara atmışlığımla varım. Buna beyinsizlik diyorlar. Bunu kabul ediyorum. Toplumun benzeyişlerinden yoksun, umursamaz ve her şeyin hakkından gelebileceğimin farkına vardım varalı bana addedilen her şey kabulüm. Çünkü o gösterişlikten kendimi soyutlamış ve kabul edilenin dışında bir bireyim. Bundan gurur duyuyorum. Tek başına ve hür. Kimsesiz olmayı yeğlememdeki tek sebep; o pis kalıntılı insanların tortularını üstümde istemeyişim. Şimdi ölüm kadar çok yaşamayı umuyorum ve gerçekleri örtbas edenleri bir bir çiğnemeyi planlıyorum. 

11.05.2014

uyan anne

Yine aklıma üşüştün kadın.
O toprak buz gibidir diyorum sıcacık yatağıma ilişerek..

Ne vardı da gark ettin bizi sensiz yaşamaya.

Hadi uyan sabah olmadan.
Söz kimseye bir şey demeyeceğim
Söz geldiğinden kimseye söz etmeyeceğim
Hadi uyan anne
Uykunda ağır değil bilirim.
Hadi uyan.
Gel ve popomu sık.
İstersen kız.

5.04.2014

pekmezli yumurta

İşten gelince senin kapıyı açmanı umuyorum hala.
Pencereye bakıp mutfak ışığını sıkça kapalı görüşüm yıldırıyor beni kadın.
Çalışıyorum, yorulmuyorum.
Yürüyorum, koşuyorum ve bazen ağlıyorum yine de yorulmuyorum.
Her gün seni görememek fazlaca yoruyor ama!
Göğe bakıp seni; uçan martıya, pürüzsüz bulutlara benzetip, ah çekerek iz bıraktığım yollar var ardımda.
Aslında sen; burada hiçbir şeye benzemiyorsun.
Ve aslında o kadar da güzel olsaydı bu dünya;
Asla bırakıp gitmezdin biliyorum.

Koluna girip göğsümü gere gere seninle yürümeyi özledim.
Minibüse binip senin için birini yerinden kaldırmayı,
Marketten gelince hızlıca merdivenleri inip elindeki poşetleri almayı,
Mütemadiyen her perşembe sırtına kese atmayı,
Aldığım küçük tavayı sana uzatırken yüzündeki o tatlı bakışı,
Sana ait her şeyi ama her şeyi deli gibi özledim anne.

Gelsen ve bana pekmezli yumurta yapsan,
Gelsen ve bir daha gitmesen.
Keşke gelsen.

21.03.2014

daye

Yarın sana geliyorum kadın.
Yüreğime attığın ateşe biraz da olsa su serp diye.
Emekleyerek geleceğim,
Belki yaklaştıkça telaşlanacak;
Öyle hızlıca geleceğim.


Çok umutluyum kadın.
Seni göreceğim.
Öyle taşın, toprağın altında da değil.
Gökyüzünde hayal meyal hiç değil.
Öyle etten kemikten.
Öyle yanağı al.
Göbekli ve seyrek saçlı,
Çarpık yürüyüşlü.
Öyle suskun değil,
Yine çok sesli.
Utana sıkıla.
Öyle kadın.
Öyle sen.
Gelsen.


18.02.2014

-hadi yün çırpmak için geri gel

Güneş var burada inanır mısın?
Şubat ayındayız ve hala güneşten kurtulamadık.
İnsanlar yün çırpıyor!
Şimdi burada olsan, sen de bahçeye iner çırpardın.

Eğer sen öldüysen herkes ölsün hemencik diyorum.
Sonra düşününce; eğer sen öldüysen
Ölüm herkesin harcı değildir diyorum.

Seni özlüyorum anne.
Ve mutlu olmuyorum bu özlemden
Keza özlemek güzel şeydi,
Burnunda tütmekti.

Penguene benzeyen yürüyüşünü,
Sırtını ve seni özlüyorum anne
Ve bu beni huzurlandırmıyor.

Kısaca gelmelisin.
Sen annesin.

30.12.2013

Bulutlarla kucaklaşmak

Sanki gök gürlüyor dışarıda ve ben küçücük bir çocuk gibi kıpırdayamıyorum.
Hislerim o kadar yaramaz ki!
Ölsem tıbben, yaşıyor tanısında bulunabilirler.

-sadece kalbim kalp gibi atmıyor.
Biliyorum yalnızız, kimse kurtaramaz bizi.

24.11.2013

sübjektif

Kanıksanmış bir samimiyetsizlikten söz etmek istiyorum; yetişkinlere binaen. Büyümüşler ve gerçekten çok şey biliyorlar. Bu durum cahil cühela bir insanın bilmişliğinden daha sığ bir durum. O kadar çok şey biliyorlar ki bence mantıklı düşünmek dışında herhangi bir şey yapamaz hale geliyorlar. Üstelik karşı tarafın samimiyetsiz mi, samimi mi olduğunu da saptayabiliyorlar. Ve o kadar çok konuşuyorlar ki; konuşmak istemi bir anda yok olabiliyor insanın. Herhangi bir eylem de bulunan insanlara öyle çok ön yargıyla yaklaşılıyor ki, hakikaten samimiyetini bir anda şaşkınlığa bırakabiliyor insanlar. Samimiyet diyorum sürekli evet, çünkü samimiyetini yitiren tüm yetişkinler samimiyetimizi öldürüyor. Onlara dair bir sevgi dışında samimiyette beslenir olmuyor. Hep aynı şeyleri zırvalıyor olmaları ve hep aynı düzlemde ilerliyor olmaları gerçekten rahatsız edici boyuta erişiyor bir süre sonra. Bu; bir süre sonra ki konumumuz, samimiyetimizi kaybettiğimiz an oluyor. Samimi olmamızı değil, tam anlamıyla doğru olmamız isteniyor. Çocukluğumuzu yitirmemiz isteniyor üstelik tek mirasımız buyken. Hep; 'bu yaşlardan ben de geçtim' zırvalıkları ve hep fikrinin en zıddını entegre etmeleri, insanı ciddi sıkıntılara gark ediyor. Bu durum tüm diyaloglarını yitirmiş olan yetişkin ve genç arasında bir sirkülasyona sebep olurken, öylece seyre dalan yığınla insan biriktiriyor etrafta. Bir süre sonra nerede söz hakkı isteyip istemeyeceğini düşünürken, kendini fersah fersah uzaklaşmış buluyor insan. Bir müddet sonrasında da yetişkin; asıl görevini üstlenmeyi bırakıp, o arada ki koca jenerik farkını lime lime edip, sizle aşık atma telaşesi içinde buluyor kendini. Anlam kargaşası, aşağılık kompleksleri gün yüzü bulurken, gencin yetişkin için herhangi bir adım atması zoraki hal alıyor. Yetişkin; bildiklerinin yeteri kadar onu yaşatabileceğinden kuşku duymuyor. Çünkü o gerçekten çok şey biliyor. Bu bir kinaye değil arkadaşlar. Bu konuda oldukça ciddiyim. Bir yetişkinin bilgisi ile bir gencin bilgisi kesinlikle boy ölçüşemez. Yalnızca zeka tartışılabilir bu konuda. İşte tam bu evrede bilgi kirliliği ele alınmalı. Ya da  zamanlama sorunu çeken bir insanın bilgiyi kullanma şekli. Belki de tüm bunlar samimiyetsizlik değildir. Belki de oldukça samimidirler. Ama şayet öyle ise; düzelme olasılıklarını yok sayıp, hatta bağışıklık kazanıp, onlara ayak uyduracağımız gerçeğini örtbas edemeyeceğiz. Asıl endişelenmemiz gereken konu. İşte bu en korkunç olanı.

9.10.2013

Ben sana gelirim.

Sensizliğin 1. ayı.
Sen gittin ve ben ilk defa yalnız kalıyorum odamda anne.
Yerde uzunca bir döşeğin üstüne yorgan serip uyuyacağım bu gece.
Pencere camının hemen altı burası.
Gökyüzünü ve kayan yıldızı çok net görebilirim.
Ama seni dilemeyeceğim!
'Ne olur gel' yakarışlarıma son verdim.
Biliyorum;
Eğer gelebilseydin, asla bu kadar beklemezdin.
Ve üzülüyor da olabilirsin.
Bu yüzden hiç bir batıla seni dahil edip sana acı çektirmeyeceğim.

Rahat uyu anne.
Ve gelme.





2.10.2013

-susma anne

Resmine bakıyorum..
Gülüşün içimi acıtıyor.
Artık gülemiyor olman içimi acıtıyor!

Tavana takılı kalıyor gözlerim.
Boyun nödülüm gözyaşımla doluyor.
Hiç gelmeyecek olman canımı yakıyor.
Seni özlüyorum anne.
Akıl sır ermiyor gidişine!

Beni duyuyor musun anne?
Beni görüyor musun?
Seni özlüyorum.
Özlüyorum.

23.09.2013

Mala Xûda bû

Mercimek çorbası yapıyorsun
İçimden:
-hiç güzel yapmıyorsun bu çorbayı anne
diyorum..
Sırtına bakıyorum.
Hayatım boyunca unutamayacağım tek yerin sırtın ve güldüğünde kızaran yanakların.

Seni o mutfakta yerle yeksan buluyorum.
Yanımda bir taşa bile takılmamış kadın!
Sen evinin Tanrı'sı!
Yerde sere serpe uzanıyorsun.
Başım duvarla bir oluyor anne.
Sen sessizken ben noksanlaşıyorum.
Seni öylece yerde uzanır düşlerken; ben ben ben ben seni unutamıyorum!!!

Bugün yokluğunu kabullenemediğim 14. günün.
Hala sabahları beni Ayşişko diyerek uyandırıyorsun.
Hala kulağım çınlıyor o güzel tınınla.
Ben koca bir travmayla sanırım sana geliyorum..


7.07.2013

olumsuz

Salak saçma günler.
Salak saçma saatler.
Keyifsizim.
Ve;
Bu kozmos, keyfimi yerine getirecek tek kişiyi barındırmıyor içinde.

Aynı terane
Hep başka bir günle.

23.02.2013

xuda-allah-tanrı

Allah yerine tanrı demek coolluğu simgeliyormuş. Ben kürt asıllı bir kızım ve annem kürtçe dil ile tanrı'ya 'xuda' der. Tanrı; kürtçede 'xuda', arapçada 'allah' anlamını taşır.
Sizce annem de 'xuda' diyip cool olmaya mı çalışıyor?
Bence insanlar üstünkörü yaşıyor, ezbere ve boşvermişlikleriyle..

22.01.2013

Frank

Eleştiri ile kinaye ayrı şeylerdir diye bir cümle kurdum bir kaç gün evvel. Eleştiri ve kinayenin apayrı şeyler olduğunu savunduğum için kendimi aptal gibi hissettim bir süre. Düşünmeden söylenilmiş bir cümle, sonrasında düşündürüyorsa; insan mutlaka aptal gibi hissediyor kendini. Eleştiri ile kinayenin herhangi bir ilintisinin olmadığını savunuyor olmam, olayın tamamen suistimal ediliyor olması ile ilgili. İnsanlar doruksal heyecanlar yaşamaktan öte, gerekli olduğu için eleştirirlerdi önceleri. İnsanlar eleştirinin önemini bilirdi. Hem eleştirel yanlara sahip insanlar, hem de sürekli eleştiriliyor olan insanlar oldukça objektif olabiliyordu bana kalırsa. Ne eleştiri yapan insanın böbürlenmelerine şahit olurduk, ne de eleştiri almış insanın alaşağı edildiğine. Hallerinden memnun insanlardık. Çünkü insanlar kinayeli bir üsluba sahip değillerdi henüz. Bir toplulukta dikkat çekmenin en doğru olarak addedilen yollarından biri artık kinayeli eleştirelerdir. Yerli yersiz alaşağı etme eğiliminde olan insanlar, eleştiride bulunup marjinalliğe eriştiğini düşünmekten alıkoyamıyorlar kendilerini. Bu durum; insanların, egosal tavırlar sergilemesini de örtbas edemiyor ne yazıkki. Kabak gibi oluşuveren ego, insanların lakayt biçimde eleştirileri ile ortaya çıkıyor. Özetle şunu diyebiliriz ki; eleştiri ve kinaye ayrı şeyler değildir. Artık birbirinden ayrı varolmayan bu olgu, insanların bencillikleri ile ortaya çıkıyor. Ve buna seyirci kalmamız, bu durumun tekerrür edeceği gerçeğini örtbas etmiyor.

17.01.2013


'Şehit sayısı 5'ten az ise haber değeri yok.' diye bir cümle kullanması belki de medyaya dair bir iğnelemeydi. Bu cümlesinde herhangi bir iğneleme yatmıyor olsa bile çok fazla üzüldüm vefatına. Kısasa kısas fazla çocukça nasılsa. Ve  bana kalırsa vicdansızlık, ahlaksızlığın öngördüğü tek şey. Sonuç olarak bugün gördük ki; insan ölür, yobaz doğar.

Ruhun şad olsun Mehmet Ali Birand.

21.12.2012

Mizansen Dergi 4. Sayı



Popülerist kafiye kullanımı gereksiz kelime bileşiminden ibarettir. Kafiye adeta; düşünme yetisini, hoşluğun verdiği hisle değiş tokuş ediyor. Bu yüzden bir amaç güdüyor olduğunu düşünmüyorum ve amaçsız her şey etkisiz kılar insanı diye düşünüyorum. Ehven bir şey varsa o da kafiye ile bezenmiş cümlelerdir bu sebeple. Dünyanın %90'ı bundan hoşnut kalabiliyor ve geriye kalan  azınlık buna karşı koyma çabalarını sürdürüyor zannımca. Bir kaç kelimeyi bir araya getirip, onları puzzle gibi birleştirme telaşına giriyor insanlar. Uyum şartmış gibi. Uyumlu olmak zorundaymış gibi. Oysa uyumlu olmak, oldukça uygunsuz bir durumdur.  Bu saptamada oldukça diretkar olabilirim. Keza kulak tırmalayıcı bir hali var kafiyenin. Eskilerin uyak anlayışından oldukça bağımsız durumda, günümüz kafiye yapısı. Bir kumpas gibi düşünün bunu.  Kafiye algıların yok olmasına sebep doğuran bir şey iken, kumpas dışında kabul edilir hiçbir şey değil bana kalırsa. İnsanlar ajitasyon yüklü olan her şeye ayılıp bayılıyor. Ve bu kafiye ile pekiştiğinde ortaya muazzam bir yanılgı doğuyor. İnsanlar hoşlanma yetisini, düşünme yetisinden daha çok seviyor haldeler. Oldukça güç bir durummuş gibi lanse edilen düşünce, hissiyatla kolayca boy ölçüşebilir halde. Hissiyatlar elbette çok önemlidir. Fakat bunu düşünce olgusundan önce gerçekleştirme isteği hiç düşünceli bir davranış değil. Hissiyatlar gerektiği yerde uygulanası bir şeyken, düşünmenin herhangi bir sınırı yoktur. Ve yaşamımız boyunca bir tek düşünme konusunda özgürken, hissiyatların; düşüncelerin önüne geçmesine izin vermemeliyiz. Ve düşünmenin popülarite hale gelmesi için el ele vermemiz gerektiğini savunurken, bunun dünya üzerinde en büyük devrimin olabileceğini vurgulamadan edemeyeceğim.

Sonuç olarak; kafiye kötü bir şey değildir. Popülerist kafiyeyi iyi bulan bir beyinsiz değilseniz.

http://mizansen.org/

9.12.2012

Mizansen Dergi 3. Sayı

Beyaz örtülü bir masanın soğukluğunu kırabilir atmosfere sahip olmalıyız evvela.
Akabinde bir şeyler atıştırmak istercesine menüye göz atabiliriz, sezdirmeden;
Bir birimizin mimiklerini ezberlemeye çalışırken.
İstediklerimiz eften püftendir, sohbetin güzelleğine oturmayacak cinsten..
Atıştırıyor gibi yaparız pür sohbetimizle.
Şarkımız hep çalacaktır,
Buna müsade etmeseler bile..
Ve mey olmalıyız yüreğimizde çalan şarkı eşliğinde.
Dans eden sözcüklerimiz doğmalı;
Ölmek üzere!
Herşey o soğuk meygede de kalmalı tüm güzelliği ile..
Sonrası belki bir sandal içi
Belki bir gökyüzü mazisi
Belki bir bank keyfi
Ama hepsi; belki...

http://mizansen.org/

2.12.2012

Mizansen Dergi 2. Sayı



Bu makalenin pek umursanacak bir yanı yok ve herhangi bir amacı da yok. Amaçsız birçok şey gibi, ilk değil bu da. Ve siz bundan sonra yayımlayacak olduklarıma da bu gözle bakabilirsiniz. Zira okuyacaklarınız alışılagelmiş, üstün körü bir anlatım. Uzunca bir süre yazacağım. Ve siz her hafta anlamsız sözcüklerimi okurken, size ilk defa hissettireceğim şeylerle karşı karşıya kalmayacaksınız. Size ilkleri yaşatabilmeyi arzu ederdim evet, ama buna lüzum yok diye düşünüyorum. İlk diye bir kavramın varlığından bile bir haber değil artık havsalamız nasılsa. Bu yüzden bu yazıyı okumaya devam etmeniz mantıksız değil. Size bir ilki yaşatamamak ne kadar şaşırtıcı gelir bilemiyorum ama şaşırsanız bile bu yine de bir ilk olmayacak asla. Bu yüzden şaşırtma fonksiyonlarımı da minimal seviyede tutacağım. Ve zaten ilk defa bir yazıya ilişmiyor gözleriniz ve ilk defa duymuyorsunuz bunca 'ilk' kelimesini. Yani belki de bir yazının içinde geçen onlarca ilk kelimesine bile daha önce rast geldiniz. Bunu umursadığımı düşünmeyin lütfen! Ve üzülmeyin; bende umursamıyorken, bir ilki yaşıyor değilim. Bu yüzden itiraf etmeliyim ki; bu yazıyı bir kaç dakikada alelade hazırladım ama şuna tüm kudretinizle inanın; size bunu yüzlerce kez yapacağım. Bu sayede size asla bir ilki yaşatmayacağımı tekrar tekrar kanıtlamış olacağım. Belki bu yazı 'ilk'lere olan özleminizi depreştirecek ve sizi oldukça üzecek, akabinde siz içinizden benim yerime; 'bu ilk defa olmadı' diyeceksiniz. Bu yazıyı okuyup bir kenara çekildiğinizde; ‘daha yapacak çokça ilklerim var’ deyip, kendinizi de avutabilirsiniz. Şimdi anımsamaya çalışın biraz. İlk ne zaman yürümeye, ne zaman konuşmaya başladığınızı. Birçok şeyi küçük yaşlarda yaparken, ilklerinizi nasıl ebeveynlerinize teslim ettiğinizi anımsayın. Sonra koşun ve sorun onlara; ‘benim ilklerim nerede’ diye? Size bakan ve anlamsızca cevapsız kalan o yüzleri ilk defa göreceksiniz belki de. Tek ilkiniz bu olacak şimdilik. Ve siz bu ilki kirletemeyeceksiniz. Kirlenmiş ilkler, kirletilemez. Ve kirli ilkler, ilk olarak görülemez. Sonuç olarak, siz yine bir ilki yaşayamamış olmanın hüznü ile kalacaksınız.
Ben de bu esnada, burada yayımladığım yazımı okuyan ilk çift gözü göremeyeceğim için bir ilkimden daha yoksun kalmanın gizemini yaşayacağım. Oldukça benzer ve eşit şartlar içinde olacağız.
Ve sen dahi emin olamayacaksın, bu yazıya benden sonra ilk kendi gözlerinin bakıp bakmadığına.

14.10.2012

tütmek

Uyuyorken, gayri ihtiyari altıma kaçırmayı özledim. Yattığım yerden kalktıktan sonra, popomdaki ıslaklığı hissedip kıskıs gülmeyi istedim şuan.. Göz bebeklerimin gülüşüme eşlik edişini, boş sokakta bir kaç çocuk bulmayı ümit edercesine uyanıp sabahın köründe sokağa fırlamayı özledim. Sokakta kimseleri bulamadığımda, kapı tokmaklarına yapışıp, uyandırdığım çocukluk arkadaşlarımı, tasolarımı ve bilyelerimi de özledim. Bu gece kaybettiğim herşeyi özledim. Keşke; boş sokaklara, ıslak yatağımıza dönebilsek. Biraz çocuk olabilsek ve herşeyi düzeltebilsek...

26.09.2012

pestenkerani

Mutluluklar, huzurlu yıllar ve bunlar gibi yığınla temenniler aldım bugün. Malum; bugün, bu tarihte doğmuşum. İyi ki doğmuşum dedim kendi kendime bir kaç kez. Sonra; 'ne gereksiz bir cümle bu yahu' diye geçirdim içimden bir o kadar da. Klasik bir gün değildi bugün. Daha hüzünlüydü. Daha çok üzdü beni bugün. (Yaşlanıyor olmamla tamamen ilişkisizdir!) Hele toplumun öngördüğü şekilde yaşamaya ramak kalmışken; doğum gününde insan mutlu olmalıyken, mutsuzluk hiç yakışı kalır bir şey olmadı tabii. Hiç unutmayacağım bir doğum günü yaşamış olmanın hüznü ile tarihe not düşeyim istedim.

Sevgilerle.


6.09.2012

Harpist

Savaşı sevmiyorum.
İdeolojileriniz bu yüzden ahmakça geliyor olabilir. Bu yüzden münazara, dövüş isteyen insanlara kızmadan edemiyorum. Belki de dibine kadar haklısınızdır, ama yine de tuzum kuru diyemi bilmiyorum; kan dökülmesin istiyorum.


28.08.2012

Çırpıntı

Herkes dönem dönem haksızlık ediyor ve hakkını veriyorken bir şeylerin; 'ne ekersen onu biçersin' safsatasını savunuyor olmak çeşitli ajitasyonlardan biridir.


26.08.2012

Siktir edin.

Hepiniz okudunuz değil mi o lanet olası siktir et kitabı.
Kitaptan bir şeyler elde etmek isteseydiniz, o kitabı okumayı siktir ederdiniz.


6.08.2012

Anonim diyalog 2

-Yalnızlar kimsesizse, yalnızlık kimleri sahipleniyor?

+Kimseyi. Kimse olan kişileri.! Yalnızlık artık; 'kimse' haline gelmişleri sahipleniyor.

-Peki bu kadar yalnız insan varken bi çok kişi kimse ise, yaşamak kime kalıyor?

+İnsanların yaşıyor oldukları konusunda şüphelerim var. Sence de yaşıyor muyuz? Hepimiz birer 'kimse' değil miyiz?

-Bilmiyorum. Herkes kimse ise insanları ayıran bir şeyler olmalı. Benim gibi hissedenlerin olduğunu biliyorum ama herkesin böyle hissetmediğinden de eminim. İnsanları ne ayırıyor? Daha şanslı, daha mutlu, daha tasası devam edenler kimler?

+Herşey bilinçli ve bilinçsiz diye ayrılıyor kanaatimce. Bilinçli ve bilinçsiz diye iki ayrı kısım var. Ve bunların biri sürekli çeşitli mevsimler görmekte. Bir diğeri ise sürekli olarak kendi mevsiminde. İyi ve kötü görecelidir. Keza şans, yine öyle.

-Eğer öyleyse ben hangi kısımda olduğumu bilmiyorum. Bir kısımda olma düşüncesi bile beni tedirgin ediyor. Benim için mevsimler değil ruh halleri var. Hiçbir şey hissetmediğin ve herşeyi hissettiğin.

+Mevsimi tüm kılıflarla oldurabilirsin. Kendini bir kılıfa oymaya çalışma zaten. Özgür bırak ruhunu. Hiç ol gerekirse. Ben öyleyim. Hep bir hiç kimse halinde.

-Belirsizlik beni mahvediyor. Hiçlik, belirlenmiş bir yokluk ama yoklukta belirsiz. Soyunmak istiyorum hayata karşı bu yüzden üstümdekileri öğrenmeliyim.

+Rahat ol. Bırak kendini. O zaten soyacak seni ister istemez. Öyle karmaşık bir duygu ki bu; bir boşlukta hissedip yok olma isteğin bile kabarıyor çoğu kez..

-Kabarmak ne kelime, şakaklarına dayanıyor gözyaşlarıyla. Keşke burda olsa diyebileceğim insanlarım olsa.

+O kadar yalnız olamazsın. İstesen de olamazsın. Tıpkı şuan olmadığın gibi. Bugün ağlamaktan benimde iliğim kurudu. Ve bugünler, artık o kadar çok ki..


5.08.2012

Ulvi

'İnsanlar' ile 'sevgili' arasında herhangi bir münasebet kuruyor olmam gayet tabi ilintisizdir.
Ve bu ilintisizliğin yüceliği, özlemim ile doğrudan ilişkili.


30.07.2012

Salt

Yalnızlaştıkça, yalnızlığı daha fazla değerli kıldığımı hissediyorum.
Bu durum; diğer olguların değerini, bilumuma indirgiyor olduğu için gerçekleşiyor..

24.07.2012

Eşduyum.

'Sapıtmak' kelimesinin hakkını verenler, sapıtmanıza müsade etmezler.
Keza onlar zaten 'sapkın' kontenjanını doldurduklarından;
-'ne gerek var canım bir sapıtana daha'
diye içinden geçiriyor olmaları muhtemel.
Haliyle fuzuli işi de sevmezler.

Sonuç olarak siz siz olun; sapıtmışların yanında sapıtmayın.
Empati kurmak sapıtmışlar için iyi bir şey değildir..


10.07.2012

Önsezi

Peki ya seni görür görmez; yutağın kasılması ile başlayan ve ağlamakla son bulup tıkanan burnum yüzünden alamazsam kokunu?



3.07.2012

Anonim diyalog


+Bir ateist olduğunuz için yazıyorum size. Bir müslümana yazdığımda bana 'imanın zayıflamış senin'  demişti. Objektif olabileceğinizi düşündüm.. Her neyse; ben bir müslümanım ama bazen sorguluyorum ve şüpheye düşmek vicdanımı sızlatıyor. Bana yardımcı olabileceğinizi ve bir kaç öneride bulanabilir kapasitede olduğunuzu düşünüyorum. Yada sadece bilgi edine bileceğim bir limansınızdır. Değişik fikirler yahut bir kaç yeni bir şey duymaya bile razıyım..


-Size müslümanlığı yada ateistliği anlatamam. Bu bir müsabaka değildir. Siz zaten insanların size anlattığı bir dine inanıyorsunuz. Kulaktan dolma edinilen inançsızlılık da bir fark oluşturmayıp, şüphe oluşturacaktır.. Bir şeye inanacaksanız yada inanmayacaksanız, neden inanmanız gerektiğini yada neden inanmamanız gerektiğini bilmelisiniz. İnsanların direttikleri ile değil, kendi isteklerinizle hareket etmeyi öğrenmelisiniz.
Sizden başka, size yardımcı olabilecek kişi ne benim, nede bir başka kişi...


2.07.2012

:

Ahlaksız olanı ortaya dökmenin ahlaksızlığından dem vurup, aslolan ahlaksızlığı örtbas edemez insan.

1.07.2012

:

İnsanlardan aldığınız öğütlerle aptallaşıyorsunuz.
İnsanların; 'bunu yapmalısın' talimatları ile köleleşiyor, kendinize olan güveninizi yitiriyorsunuz!..


25.06.2012

Kült

Usul usul patenimle savrulurken bisiklet yolunda, bankta oturan bir kaç grubun sözlerinden sadece birini duymamla oluşmakta bu yazı.

-madem kapanıyorlar kıçınıda örtsünler.

Sol tarafımdan geçen bir tesettürlüye atılmıştı bu laf. Evet çok muhafazakar sayılmazdı ama bunu söyleyen kişininde deve hörgücü denen topuzu vardı. Yoksa deve hörgücü denen şeyden bi haber mi bırakılmış bu şahıs diye düşündüm biran. Yada müslümanlığı rast gele yaşayanlardan mı diye baya hasbihal ettim kendimle. Ama anlamadığım bir tek şu oldu. Neden saygısızca 'müslüman' olduğunu iddia eden insanlarla dolu bu ülke. Neden müslümanlık hakkında bir halt bilmeyen yobazlarla doldurulup, müslümanlık adı altında söz hakkı verildi bu kişilere. Neden bilinçsizliğe boyun eğip, baş kaldırılmadı. Neden iki arapça cümle kullanan insanlar önünde mastırbasyon yapmışta kendinden geçmiş edası halini aldı şu müslümanlar. Neden sorgulamalardan uzak fakat bir okadarda yaftalama konusunda başarılı olmayı başardılar. Neden eleştirel bir yana sahip değil ama aşağılamaya programlanmışlar. Neden bir gün olsun 'yanlış' diye niteledikleri argümanları çürütmek yahut doğrulamak adına açıp tefsirine bakmadılar din kitapların. Düşünmek neden bu kadar yorucu bir hal almaya başladı insanlarda.. Neden benim babam bu kadar güzel namaz kılmakta!!! Bu kadar güzel namaz kılmayı nereden öğrendi!!!

12.06.2012

Münferid

Övgü, sevgi sözcükleri ve şaşaalı benimseme biçimleri...
Tüm bu olguların yok olduğu an, paylamanın evresinde bulacaksınız kendinizi.


8.06.2012

Ben doğmadan önce

Tüylerimi ürpertiyor kronikleşmiş hastalığınız. Aldığınız sahte dayanaklar, övgüler, beni korkutuyor. Üstelik yaşama mücadelesi içindeymişsiniz gibi görünüyor olmanızda ayrıca korkutucu. İyi ve kötü diye ayırt ettikleriniz değil, insanlar korkuyor. Tüccarlaşmış dostluklarınızdan, onları; 'iyi' diye sıfatlandırıp, 'kötü' diye göz ardı ediyor olmanızdan korkuyorlar. Peki ya neden? Neden korkutulduk bu kadar.?



Çakıl taşı

Seni dengeleyen bir gücü uzakta aramamalıydın.
Bir uçurumun dibinde bitmiş olma olasılığın,
En az parçalanmama olasılığın kadar düşsel.

Koca bir kayanın parçalanmış halinden sıyrılmaya çalışmak!.
Ah şu insanların güçlü görünme çabaları..
Düzme hislerinize kimse kulak asmamalı.


25.04.2012

:

İnsanlara kendimi kanıtlama derdimin olmadığını kanıtlamaya çalışmak oldukça paradoks bir durum.


19.04.2012

:

Bütün bu kötülüklerin, kargaşanın ortasında; koca bir valizi aşk ile doldurup sürükleyebilirim..


31.03.2012

:

'Eskiden halı tezgahında dokunurdu aşklar' diyor bir yazar..
İki sanat bir arada nede büyük uyumla örtüşüyor,
Konu ve şiir aynı düzlemlerde nasılda kesişiyor..


24.03.2012

:

Kıyılara vurmamak üzere,
Koşabilir miyim denizlerinde?

Sen zorlaştırmak adına fersah fersah uzaklaşabilirsin, korkmadan koca koca kulaçlar atabilir güçteyim.
Ben yorulmaya fırsat bulamadım hiç!


14.02.2012

:

Sigara, is, içi su dolu bardak.
Bu üçü beni hiç bırakmayacak.
Kitap, kalem, içi isminle karalı ajanda.
Ben onları bırakacağım yakında!
Çünkü hak etmiyorlar beni,
Bu en güzel bahanedir değil mi?


4.02.2012

:

Doluca bir nefes çektiğim sigaranın uzayan külünü tablaya silkelerken güçlük çıkartması, bana; senin bu kadar bile diretmediğini anımsattı.!


3.02.2012

Hâlet-i ruhiye'm

Topu topu 8 metre karelik bir odam var benim..
Abajursuz komodinim, soluk benizim.
Üst üste binmiş kitap ve dergilerim..
Bu gece özlüyor haldeyim, sırıl sıklam göz yaşım.
Bu gece ağlamak için diretiyor canım!.

Ağlıyorum...
Yalnızlık hükmediyor bana, eyvallah ediyorum.
Gözyaşlarımla karşılıyorum, gayr-i ihtiyârî gülümseyip merhaba diyorum.
Merhaba...

Gece s/Onsuz ve yalnızlık ilelebet bakiymiş gibi bana sarılı.
Uzun bir müddet gitmeyecek sanki,
Nitekim benliğime sızdı..

Görüp görebileceği en güçsüz kıza sokuldu,
Gözlerinde sicilimsi yaşlara sebep oldu!

Bu gece katrana merhaba..
Bu gece hüzün hakim odamda.!

Bu gece ve gecelerce onsuzum nasıl olsa..
Aldatabilirim onu ''hüznün koynunda''...


28.01.2012

ahoy

'Kötü bir durumda olmak, berbat bir hale gelmek' bunu bencilce bulmayacak kadar anlayışlı biri miyim?.
İnsanların konumlarını yadırgamamam ve yargılamamam gerektiği konusunda direttiğim bir zaman dilimindeyim..


2.01.2012

:


Sevmedim hiç;
Güneşin odamda bitmeyip,
Yüzümü buruşturarak uyanamayacağım Kış günlerini..

Buğulu camımdan seyre dalıp,
Kardaki ayak izlerinin senin olabilme ihtimalini..

Çatıda donmuş vaziyette, alenen sarkan
Ve bir türlü düşmeyen buz parçaları içimi kemirir iken;
Zamanın 'z/amansız' geçip gitmesini..

Hiç sevmedim ben,
Sensiz geçirdiğim kar mevsiminde;
Yüzlerine ilişen mutlulukla yokuş aşağı kayıp,
Bağrışan çocuk seslerini..

Hüznüne bürünmüşken;
Boş arazide boncuk gözlü,şekli bozuk,
Sahibinin beresi ile erimeye yüz tutmuş
Karlar efendisinin beni seyretmesini..

Tek bir sözünün dahi geceme aydın olabileceği gerçeğini bilirken,
Gidişinle kışa hakim olan penceremin sessizliğini;
Sevmedim HİÇ!.

Sahi ne zaman tükenecek beynimde mağlup ettiğim,
Yüreğimin esintisi..


Tekdüzelik

Yeni yılın; bir önceki yıla oranla daha iyi durumda olacağını ümit etmem, bundan önceki yıl; ümidimin gereğinden fazla olduğunu ve giderek daha da engebeli bir hal alan yolda kendimi bulduğumu anımsamam ile son buldu..


20.12.2011

:

Bir sabah, herhangi bir şilebin kamarasında uyanmış olsam dahi, tıpkı odamda uyanır uyanmaz gözümü pencereme iliştirdiğim gibi; kamarada da, lomboza dikerdim gözlerimi..

Ve o gün güneşsiz bir gün ise; her güneşsiz günde pencereden kendimi atmayı düşlediğim gibi, kamaradan güverteye çıkıp, düşlerdim yine kendimi sulara nasıl gömebileceğimi..

Deliyim, deli.

4.12.2011

:

Sonsuzluk kavramında, yersiz düşünceler ileyim buara!
Nedir bu sonsuzluk?.
Onsuz bir sevgi ve ben çözemedim bu insan anatomisini...


28.11.2011

:

Güçlükle ayakta kalan yüreğime basa basa yol kateden beynim; yazgısını ifşa ediyor..
Yüreğim dirilmemek üzere, oluk oluk kan döküyor..!

19.11.2011

:

Sırrın iki kişi arasında sıkışıp, sırlıktan çıktığını iddia eden bir çok kişi arasında değilim ben mesela.!
Zira herşey iki kişiliktir bu âlem-î harap da!


16.11.2011

:

Atın yularına asılmış, düşman askerleri önünde buldum kendimi.!
Oysa cennet edecektim kendime; bu fâni âlem-i..

:

Ah Zadegan..

Vaktinde bitseydin mevsimime olurdu inan!
Ben sadece siluetiyim;
Akan nehirden yüze yansıyan...